1 kişi kendisini tutuyor, 0 arkadaşı var.

topluluklar

üyesi olduğum topluluklar | yöneticisi olduğum topluluklar
  1. gece uyumayanlar

    gece uyumayanlar

    4239 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile.

pedagog panosu rss kaynağı

arkadaşları neler demiş?

7-24 PSIKOLOJIK-PEDAGOJIK DANIŞMANLIK, KİŞİSEL GELİŞİM ve EĞİTİM HİZMETLERİ
Rıhtım cad. Tayyareci Sami sok. Çamkök İşhanı No:8 daire:8,Sahilde Kızılay ve Saray Muhallebicisinin arka paralel sokağı, en üst kat, KADIKÖY 05057675885-05333738123-02163476003
www.ekremculfa.com
Assoc. Prof. Dr. Ekrem Çulfa
MSN: ekremculfa@hotmail.com
www.ozelpedagog.com

pedagog   31 Temmuz 2008 04:36  

Üç Soru (Güzel Bir Hikaye)
Bir zamanlar bir kralın aklına şöyle bir düşünce geldi: "Eğer bir işe
ne zaman başlayacağımı; kimi dinleyeceğimi ve yapmam gereken en önemli
şeyin ne olduğunu bilseydim, girdiğim her işi başarırdım."
Aklına böyle bir fikir düşünce, krallığın dört bir yanına, kim
kendisine her iş için en uygun vakti, bu iş için en gerekli kişinin
kim olduğunu ve yapılması gereken en önemli şeyin ne olduğunu
öğretirse ona büyük bir mükafat vereceğini ilan etti.
Bilgeler kralın huzurunda toplandı, fakat sorulara verdikleri cevaplar
birbirinden tamamen farklı çıktı. İlk soruya cevap olarak; kimileri
her hareketin doğru vaktini bilmek için önceden günlerin, ayların,
yılların yer aldığı bir takvim hazırlamak ve sıkı sıkıya buna uyarak
yaşamak gerektiğini söylediler. "ancak böylece" dediler "her şey tam
zamanında yapılabilir". Diğerleri ise her hareketin doğru vaktine
önceden karar verilemeyeceğini, kişinin kendisini boş eğlencelere
kaptırmayıp, hep daha önce olmuş olayları izleyerek en lüzumlusunu
yapabileceğini iddia ettiler. Bu defa başka bilginler de kral neler
olup bittiğine ne kadar ederse etsin, tek bir kişinin her hareket için
en uygun vakte karar vermesinin imkansız olduğunu; kralın, her şeyin
en uygun vaktini tespitte ona yardım edecek bir bilge kişiler konseyi
kurması gerektiğini söylediler. Fakat bu defa da başka bilginler; "Bir
konseyin önünde beklemesi imkansız bazı şeyler vardır, bu işlerin
yapılıp yapılmayacağına ancak tek bir kişi anında karar verebilir"
dediler. "Buna karar vermek içinse neler olacağını önceden bilmek
gerekir. Neler olacağını önceden bilenler de yalnızca sihirbazlardır.
Dolayısıyla her hareketin doğru vaktini bilmek isteyen, sihirbazlara
danışmalıdır. İkinci soruya da aynı şekilde türlü türlü cevaplar
geldi. Kralın en fazla ihtiyaç duyduğu, en gerekli kişiler bazılarına
göre danışmanlar; bazılarına göre papazlar; bir kısmına göre hekimler;
daha başka bir kısmına göre ise savasçılardı.
Üçüncü soruya, yani en önemli işin ne olduğu konusuna gelince;
bazıları dünyadaki en önemli şeyin bilim olduğunu söyledi. Bir kısmı
savaşta ustalaşmak; daha başkaları da dinî ibadet dediler.Bütün
cevaplar birbirinden farklı çıkınca, kral bunların hiçbirisini kabul
etmeyip hiç kimseye de ödül vermedi.Ama halâ doğru cevapları aradığı
için, bilgeliğiyle ünlü bir münzeviye danışmaya karar verdi.
Münzevi, hiç ayrılmadığı bir ağaç kovuğunda yaşar, yanına sade halktan
başkasını kabul etmezdi. Bu yüzden kral üstüne sade elbiseler giyerek
kendisini halktan biri gibi göstermeye çalıştı ve yola düştü.
Münzevinin kovuğuna yaklaştıklarında atından indi ve muhafızını da
geride bırakıp yola devam etti. Kral yaklaşırken münzevi kovuğunun
önüne çiçek tarhları kazıyordu. Kralı gördü, selamlayıp kazmaya devam
etti. Münzevi mecalsiz ve zayıf birisiydi; küreğini toprağa her
sokuşunda bir parçacık toprak çıkarıyor, soluk soluğa kalıyordu. Kral
yanına gelip şöyle dedi. "Ey bilge münzevi, size üç sorunun cevabını
sormak için geldim. Doğru şeyi doğru zamanda yapmayı nasıl
ögrenebilirim? En fazla muhtaç olduğum, dolayısıyla diğerlerinden
fazla ilgi göstermem gereken insanlar kimdir? En önemli ve her şeyden
önce kendimi vereceğim isler nelerdir?"
Münzevi kralı dinledi, ama cevap vermedi. Avuçlarına tükürüp kazmaya
devam etti.
"Yoruldunuz" dedi kral, " Küreği bana verin de biraz dinlenin."
Münzevi, "Sağolun" diyerek küreği krala verip yere oturdu. Kral bir
süre kazdıktan sonra durup sorularını tekrarladı. Münzevi yine cevap
vermedi; bu defa ayağa kalktı, elini küreğe uzattı ve şöyle dedi:
"Biraz dinlenin; bir parça da ben çalışayım."
Fakat kral küreği ona vermeyip kazmaya devam etti. Bir saat geçti, bir
saat daha... Güneş, ağaçların ardından batmaya başladı; sonunda kral
küreği toprağa saplayıp şöyle dedi: "Ey bilge kişi, senin yanına
sorularıma bir cevap bulmak için geldim. Eğer cevap vermeyeceksen,
söyle de evime gideyim".
Münzevi,"Buraya koşarak birisi geliyor"dedi,"bakalım kim?"Kral
arkasına döndüğünde bir adamın koşarak kendilerine doğru geldiğini
gördü. Adamın karnına bastırdığı ellerinin altından kan sızıyordu.
Kralın yanına ulaşınca, kendinden geçercesine inledi, sonra da bayılıp
yere düstü. Kral ve münzevi, hemen adamın üstündeki elbiseleri
çıkardılar. Karnında büyük bir yara vardı. Kral yarayı elinden
geldiğince yıkadı, mendiliyle ve münzevinin havlusuyla sardı. En
sonunda kan durdu, adam kendisine gelince içecek bir şey istedi. Kral
dereden taze su getirip ona verdi. Bu arada akşam olmuş hana
soğumuştu. Kral, münzevinin de yardımıyla yaralı adamı kovuğa
taşıyarak yatağa yatırdı. Yatağa uzanan adam gözlerini kapatıp derin
bir uykuya daldı. Kral, koşuşturmadan ve yapmış olduğu işlerden
öylesine yorulmuştu ki eşiğe çöktü ve uyuyakaldı; kısa yaz gecesi
boyunca deliksiz bir uyku çekti. Sabah uyanınca nerede olduğunu,
yatakta uzanmış ve canlı gözlerle dikkatle kendisine bakan yabancının
kim olduğunu uzun süre hatırlayamadı. Kralın uyandığını ve kendisine
baktığını gören adam; "Beni affedin" dedi, zayıf bir sesle.
Kral, "Sizi tanımıyorum, üstelik affedilecek bir şey yapmadınız ki"
dedi.
"Siz beni tanımıyorsunuz, ama ben sizi tanıyorum" dedi adam. "Ben,
kardeşimi astırdığınız ve mallarını elinden aldığınız için sizden öç
almaya yemin etmiş bir düsmanınızım. Tek başınıza münzeviyi görmeye
gittiğinizi öğrendim ve dönerken yolda sizi öldürmeye karar verdim.
Ama akşam olduğu halde dönmediniz. Ben de sizi arayıp bulmak için
pusulaya yattığım yerden çıkınca muhafızlarınıza rastladım, beni
tanıyıp yaraladılar. Onlardan kaçtım, fakat yaramdan çok kan akıyordu.
Yaramı sarmasaydınız kan kaybından ölürdüm. Ben sizi öldürmek istedim,
siz ise hayatımı kurtardınız. Eğer yaşarsam şimdiden sonra en sadık
köleniz olup size hizmet edeceğim ve oğullarıma da aynı şeyi
emredeceğim. Affedin beni."
Kral, düşmanıyla bu denli kolay barıştığı ve onun dostluğunu kazandığı
için çok mutlu oldu; onu affetmekle kalmayıp uşaklarını ve kendi
doktorunu gönderip onun tedavisini yaptıracağını söyledi, ayrıca
mallarını iade edeceğine de söz verdi.
Yaralı adamla vedalaşan kral, kapının önüne çıkıp münzeviyi aradı.
Gitmeden önce, sormuş olduğu sorulara cevap vermesini bir kez daha
rica etmek istiyordu. Münzevi dışarda, bir gün önce kazmış oldukları
tarhlara çiçek tohumlarını ekiyordu. Kral ona yaklaştı ve söyle dedi:
"Sorularıma cevap vermeniz için size son defa yalvarıyorum!" yorgun
dizlerinin üstünde çömelmeye devam eden münzevi, gözlerini kaldırıp
krala baktı ve, "Cevabınızı aldınız" dedi. "Nasıl aldım? Ne demek
istiyorsunuz?" diye sordu kral. "Anlayamıyorsunuz" diye cevapladı
münzevi. "Dün eğer benim dermansızlığıma acımayıp şu tarhları
kazmasaydınız, gidecek ve şu adamın saldırısına uğrayacaktınız ve
yanımda kalmadığınıza pişman olacaktınız. Yani en önemli vakit,
tarhları kazdığınız vakitti; en önemli kişi bendim ve en önemli işiniz
bana iyilik yapmaktı. Daha sonra bu adam yanımıza koşarak geldiğinde,
en önemli vakit onunla ilgilendiğiniz vakitti, çünkü eğer onun
yaralarını sarmasaydınız, sizinle barışmadan ölecekti. Dolayısıyla en
önemli kişi oydu, en önemli iş de onun için yaptıklarınızdı."
"Bundan sonra şu gerçeği unutmayın:

Tek önemli vakit vardir, içinde bulunduğunuz an. O an en önemli
vakittir, çünkü sadece o zaman elimizden bir şey gelebilir. En önemli
kişi, kiminle beraberseniz odur, zira hiç kimse bir başkasıyla bir
daha görüşüp görüşmeyecegini bilemez; ve en önemli iş iyilik
yapmaktır, çünkü insanın bu dünyaya gönderilmesinin tek sebebi
budur."

iyilik yapmanın hiçbi zaman zararı olmaz (biz işe yaramadı bak
nankörlük buldum desek bile)

selam, sevgi ve saygılarımla...
----------------------------------
Sorunlarımızı bir arkadaşımızla paylaşmak yerine Bir Pedagog veya Psikoloğa danışmak arasındaki Farklar nelerdir?
Her insan gibi; zaman zaman zor günler geçirebiliriz ve bu dönemlerde bütün ihtiyacımız iyi bir arkadaşın bizi dinlemesi, anlaması ve yanımızda olup destek vermesi olabilir. Fakat sorunlarımız daha ciddi bir problemden kaynaklandığında arkadaşımızın bizi yargısızca dinleyebilmesi imkansız hale gelebilir. En iyi arkadaşımız bile bu sorunlar karşısında bizi neşelendirmeye yada aynı sorunu tekrar tekrar konuşmamızdan rahatsızlık duymaya başlayabilir. İşin aslı bazen içinde bulunduğumuz ruh halinde kalmamız, ve konuyu yeterince anlayana kadar tekrar tekrar konuşmamız son derece çok önemlidir.

Bir Pedagog veya Psikologtaki görüşmeniz size; duygu ve düşüncelerinizden dolayı yargılanmadan güvenli bir ortam içinde problemlerinizi incelemenize imkan yaratır. Bir Pedagog veya Psikolog; sizin veya çocuğunuzun bilinç altınızda yatan sorunlara inebilir ve yaşadığınız bu problemleri neden yaşadığınızı, nasıl değiştirebileceğinizi söyleyebilir ve aşmanız gereken süreçleri geçirmenize destek olabilir.
Oysa arkadaşlar bir probleminiz olduğunu unutmanızı ve geçici olarak kendinizi iyi hissetmenize yardım edebilir.

pedagog   31 Temmuz 2008 04:35  

Randevu .çn:7-24 PSIKOLOJIK-PEDAGOJIK DANIŞMANLIK, KİŞİSEL GELİŞİM ve EĞİTİM HİZMETLERİ
Rıhtım cad. Tayyareci Sami sok. Çamkök İşhanı No:8 daire:8,Sahilde Kızılay ve Saray Muhallebicisinin arka paralel sokağı, en üst kat, KADIKÖY 05057675885-05333738123-02163476003
www.ekremculfa.com
Assoc. Prof. Dr. Ekrem Çulfa
MSN: ekremculfa@hotmail.com
www.ozelpedagog.com

pedagog   31 Temmuz 2008 03:56  

Mutsuz başlayan bir evlilik nasıl düzelir?

Böyle bir eş ve evlilik hayal etmemiştiniz. Ailenizin, arkadaşlarınızın etkisinde ya da bunalımlı bir zamanınızda karar verdiniz.

Ama hayal kırıklığına uğradınız. "Hiç hayal etmediğim bir insanla hayal bile edemeyeceğim bir evlilik yaptım?" diye pişmanlık duyuyorsunuz. Başkaları evlilikle gül bahçesine girerken; kendinizi yıkılan hayallerinizin enkazı altında kalmış gibi hissediyorsunuz. "Keşke, keşke" deyip duruyorsunuz.
Ya da severek evlendiniz; ama evlendikten sonra hiçbir şey istediğiniz gibi olmadı.
Peki ne düşünüyorsunuz? Başlamadan bitirmeyi mi?
O kadar kolay mı bir insanın dünyasına girdikten sonra onu yüzüstü bırakıp kaçmak?
Evlilik evcilik değil ki, "ben bu oyunu beğenmedim" deyip çekip gidesiniz? Öyleyse ne yapmalısınız?
Önce bütün gücünüzü toplayarak o enkazın altından kalkmaya çalışın. Şayet "ben bu enkazın altından kalkamam" der umudunuzu yitirirseniz, orada öylece çürür gidersiniz. Unutmayın bazen enkazlar altından defineler çıkar. Gül bahçeleri ise bir hazanda solup gider. Belki enkaz kabul ettiğiniz evliliğinizin altında büyük bir mutluluk definesi gizlidir. Beyninizi o defineyi bulmak için çalıştırın.
Eee, ne de olsa define bulmak o kadar da kolay değil. Yorulacak, acı çekecek, üzülecek ve gözyaşı dökeceksiniz. Ama defineyi bulduktan sonra da ömür boyu mutlu olacaksınız. Hiçbir şey kolay değil ki!
"Neden bunca zahmete katlanayım derseniz?" Hayatta hiçbir şey kolay elde edilmiyor. Tepesinde yakıcı yaz sıcağını hissetmeyen meyve, olgunlaşmıyor. Sınav sıkıntısını çekmeyen öğrenci başarı belgesini eline alamıyor.
Ama ekser insanlar, "hayatta yüzüm bir kez bile gülmedi, bundan sonra da güleceğini sanmıyorum" diyerek ümidini yitiriyor. Olayları gözünde büyütüp, hayatla olan bağlarını koparıyor. Eşinin her hareketini ters görüyor.
Oysa "ben bu evlilikte mutlu olacağım, kötü giden şeyleri azim ve irademle düzelteceğim" diyenler mutluluğu yakalıyor. Nitekim, tarih ümit ve azimle çalışanların başarı öyküleriyle doludur. Meselâ dünyanın en ünlü konuşmacısı Cicero kekeme olduğu, Einstein 9 yaşına kadar konuşamadığı ve ailesinin onu özürlü sandığı, başarısız olduğu için okuldan atıldığı, Beethoven'in ise 9. Senfoni'yi sağırlık döneminde bestelediği, Edison'un iki bininci deneyinde bile vazgeçmeyip, durmadan çalışmak yüzünden gözleri yanıp dayanılmaz sancılar çekerek sonunda başardığı söylenir.

Bu arada dilek tutmayı da unutmamak gerekiyor. 30 yıl boyunca dilek tutmanın gücünü araştıran Harvardlı bilim adamı Dr. Herbert Benson, bütün dilek tutma biçimlerinin stresi yatıştırdığını, bedeni sakinleştirdiğini ve şifalı gevşeme tepkisi uyandırdığını söylüyor. Eşinizle oturun ve yüreğinizi ve gönlünüzü açın, birbiriniz için sesli dilek tutun ve pozitif cümleler kurun. Dilek tutmak istediğinizden emin değil misiniz? O zaman bunun yerine sahip olduğunuz nimetleri saymayı deneyin. Her gün başınıza gelen üç iyi (büyük ya da küçük) şeyi yazın ve bu iyi şey neden gerçekleşti, diye sorun. 3 ay sonra ciddi derecede daha mutlu hale geldiğinizi göreceksiniz.
Sonuç olarak daha fazla bilgi, uygulama ve doğru çözüm için mutlaka bir pedagog veya psikologtan destek alınız.

Kaynaklar
www.ekremculfa.com
http://www.ozelpedagog.com

pedagog   30 Temmuz 2008 03:53  

Çocuklarımız İnterneti Nasıl, Daha Güvenli Kullanabilir ?
İnternet ateş gibidir yemek yapar, çay pişirebilir bununla birlikte evi de yakabilirsiniz. Bu çok tehlikeli ve faydalı aracı en az kötüler kadar bizlerde cesurca ve dikkatli kullanmalıyız.

İnternet iyi kullanıldığında güçlü bir eğitim aracıdır. Pek çok web sitesi çocuklarımız için sınırsız kaynak ve etkinlik sunmaktadır. İnterneti kullanarak çocuklarımız çeşitli kütüphanelerden faydalanabilirler.Uluslararası yayınları takip ederek proje hazırlama, bilgilerini derinleştirme olanağını bulurlar.
Ancak, internetin bilinçsiz ve denetimsiz kullanımı neticesinde çocuklarımızın bağımlı hale gelmesi hiç birimizin istemediği bir olaydır. Erken yaşlarda pornografik görüntülere maruz kalmak, çocukların duygusal ve cinsel gelişimini olumsuz etkileyebilir. "Chat" ortamında tanıştıkları kişilerin etkisi altında kalarak beklenmedik davranışlar içerisine girmesi, radikal nefret gruplarına ulaşabilmesi, madde bağımlılığı, yasadışı örgütlerin etki altına alabilmesi, hırsızlık gibi tüm olumsuzluklarla buluşabileceği bir ortam olan internet çocuklar için sınırsız tehdit unsuru olabilmektedir. Zira kontrolsüz şekilde ve zamanının büyük bir kısmını internet başında geçiren çocuklar sosyalleşmede sorunlar yaşamaya başlarlar. Yakın arkadaş, aile ve toplum ilişikleri zayıflar ve bireysel olarak kendini yalıtarak adeta bir bağımlılık içine girerler. Bunun yanısıra eğlence amacıyla oynanan oyunların şiddet eğilimini, hayalperest bir ruh halini körüklediği gözlenmektedir. Internette uyuşturucu, alkol, pornografik yayınların çokluğu ve kontrolsüz erişimi çocukların olumsuz yönde etkilenmelerine dolayısıyla da zararlı sonuçlar ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

Çocukların İnternette Güvenli Dolaşımı İçin Anne Ve Babalara Tavsiyeler 10. En etkili pazarlama tekniklerinden biri de internet yoluyla çocuklarla iletişim kurarak onlara doğrudan ürün satmaktır. Çocuğunuzun satış tuzaklarına düşmemesi için interneti nasıl kullandığını takip edin.

1. Arama motorlarını iyi bieln birisi için 20-25 dakika enformasyon, bilgi toplamak için yeterli süredir. Verimli bir arama yürütmeleri için öğrenciler doğru soru sorma ve konunun sınırlarını belirleyen bir-iki sözcük bulma konusunda yönlendirilmelidirler. Google, Yahoo gibi aramamotorları konusunda hem çocuklarımızı hemde kendimizi eğitmekte yarar var. Eğer bilgimiz yeterli değilse bir bilene danışmakta yarar var. 2. Özellikle gençlerin bilgi alışverişinde bulundukları sohbet odalarında uygunsuz, bayağı materyaller bulunabilir. Çocuğunuzu genel ilgi alanlarına hitap eden siteler yerine belli ilgi alanlarına yönelik (örneğin dağcılar, pul koleksiyoncuları gibi) siteleri kullanmaya yönlendirin. Siteleri inceledikten sonra sadece eğitimle ilgili olanları seçip, yükletebilirsiniz. 3. Uygunsuz malzemenin önlenebileceği denetim sistemleri hakkında bilgi edinebilirsiniz. 4. İçe dönük çocuklar için internet yoluyla söyleşilere katılmak bir çıkış noktası olabilir. Chat olayı sosyalleşmenin bir boyutudur. Ancak sürekli chat yaparak toplumsal hayattan uzaklaşma internet bağımlılığının tehlike sinyali olarak değerlendirilmelidir. Gerçek ve sanal alemi dengeli götürmekte şüphesiz sınırsız faydalar var. 5. Çocuklarımızın oyun arkadaşlarını nasıl tanımak istiyorsak, chat arkadaşları hakkında da bilgi sahibi olmalıyız. 6. Yabancılarla konuşurken dikkatli olması gerektiğini çocuğunuza hatırlatın. Tanımadığı insanlara ad-soyad, e-posta veya posta adresi, telefon numarası, kredi kartı numaraları gibi kişisel bilgiler vermemesini söyleyin. 7. Çocuğunuzun her gün ev bilgisayarına, televizyona ve videoya ayırdığı zamanı toplayın. Toplam süre okul öncesi çağdaki çocuklarda bir saatten, ilkokul çağındaki çocuklarda iki saatten fazlaysa, sınırlandırmaya gidebilirsiniz. 8. Kullanım süresini çocuğunuzla konuşarak belirleyin. Ekran zamanının bir kısmından vazgeçerse kendisiyle daha fazla "kaliteli zaman" geçireceğinizi söyleyip, çekici alternatif etkinlikler önerebilirsiniz. 9. Aşırı kullanımı denetlemenin en kolay yollarından biri, evdeki bilgisayarı sizin de takip edebileceğiniz bir yere koymaktır-koridor, salon veya ortak çalışma odası gibi. Kullanılan materyali, oyun içeriklerini denetleyin.

Ekran karşısındaki çocukları bazı potansiyel riskler bekliyor:

Görme sorunları, duruş ve iskelet sorunları, radyasyon riskleri, olağan çocukluk ve ergenlik etkinliklerinin bir yana bırakılması.

Bu konuda alınabilecek bazı tedbirler:

1. Göz sağlığı için çocuklara ara vermelerini öğretin. Her bir saatlik bilgisayar kullanımı için gözlerini toplam on beş dakika dinlendirmelidirler. Çocuğunuz düzenli olarak bilgisayar kullanıyorsa, her yıl göz doktoruna gitmesini sağlayın. 2. Duruş ve iskelet sorunları için onları bedenlerine uygun bir sandalyede dik oturmaya ve bilekleri sıraya yaslamaya teşvik edin. Ayarlanabilir sandalye ve çalışma masası veya ayrı klavye sehpası temin edin. Odada yürümek bile gözleri ve bedeni dinlendirir. 3. Bazı araştırmalarda video oyunlarındaki ışıklı uyarıların normalin üstünde enerji yaymalarına tepki olarak çocuklarda epilepsi nöbetlerinin görüldüğü ortaya çıkmıştır. Radyasyon zararlarından korunmak için çocuklar ekrandan yaklaşık 80-100 cm. uzak oturmalıdırlar. Bilgisayarı yaklaşık 120 cm. derinliğinde bir rafa koyabilirsiniz. 4. Ekran karşısındaki çocuklar açık alanlarda yapılan bedensel etkinliklerden uzak kalabilmektedir. Oysa bu tip etkinlikler sağlık, uyku düzeni, fazla enerjinin atılması, sosyalleşme ve öğrenme için önemlidir. Öğretmenler çocukları aşırı stresli ve kaygılı bulmakta, hiperaktif davranışları bedensel alıştırmaların eksikliği ile açıklamaktadırlar. 5. 9-10 yaşındaki çocuklar aşırı zorlanmadan tuşları kullanabilecek olgunluğa erişirler. Bilgisayarlar organik yazma güçlükleri olan çocuklar için yararlıdır. Ancak bilgisayarların kendileri yazma becerilerini öğretemez. Sekiz yaşından küçük çocuklar kurşun kalem, mum boya kullanarak kağıt üzerinde oluşturdukları harfleri hissederek yazarlar.

İnternette Sakıncalı Durumlardan Nasıl Korunabiliriz?

İnternette çocukları sakıncalı durumlardan korumanın en güvenli yolu filtre programları kullanmaktır. Söz konusu programlar, bilgisayara yüklendikten sonra, yükleyen kişi ana operatör olarak kabul edilip, ayarları yapmaya yetkili kılınıyor. Programda operatör seçilen kişi, girilmesi sakıncalı ve girilebilir sitelerin listesini oluşturabiliyor ya da içinde sex, silah ve uyuşturucu ile bağıntılı kelimelerin yer aldığı bir "key words" tablosu hazırlayabiliyor. Program, evde farklı yaşlarda çocukların bulunması durumunda da kişiselleştirilebiliyor. Operatör, bilgisayarı örneğin 7 ve 15 yaşlarındaki çocukları için ayrı ayrı ayarlayabiliyor. İnternette geçirilen süreyi de raporlayan programın en iyi özelliklerinden biri de, istenilen verileri otomatik olarak ebeveynlerin elektronik posta (e-mail) adresine göndermesidir.
İnternet üzerinden satın alınabilecek ya da deneme sürümü yüklenebilecek belli başlı filtre siteleri şunlar:

www.netnanny.com
www.surfwatch.com
www.cybersitter.com
www.cyberpatrol.com
www.yassak.com

Teşekkür: Kıymetli meslektaşım Pedagog Dr. Melda Alantarın tavsiyeleri için ayrıca teşekkürler.

Kaynaklar
www.ozelpedagog.com
www.ozeldanisman.net
www.ozelderosgretmeni.com
www.ekremculfa.com

pedagog   30 Temmuz 2008 03:21  

Çocuğumu Pedagoğa Götürmeli miyim?

Son zamanlarda toplum tarafında Pedagoji ve Psikolojiye olan ilgi ve merak artmaya başlasa da halen bir Pedagoğa gitmek tabu halini tam olarak aşabilmiş değil. Kimi zamanlarda kendi kendimize tanı koyma eğilimi sergileyerek, kendimizce “normal olmayan” ya da “norma uymayan” davranışlarımızı bir kalıba koyarak rahatlama yaşıyoruz beklide. Çok sık karşılaşmaktayım –“acaba ben depresyonda mıyım” –“obsesifim sanırım” –“şizofren gibi paranoyalar geliştirmeye başladım” gibi gibi çoğaltılabilir bu örnekler. Bir yandan kendimizi yaftalayarak rahatlama eğilimi sergiliyoruz fakat diğer yandan kendimiz yada sevdiğimiz bir yakınımız ile ilgili ciddi sıkıntılar mevcut olduğunda ise bir Pedagoğa ya da ruh sağlığı uzmanına gitmekte hep bir çekinceme yaşıyoruz.

Özellikle çocuklar mevzu bahis olduğunda ortada bir sorun olduğu sinyali varsa anne- babalar sorunu çözmek adına çok fazla düşünebiliyor, kendilerince çeşitli yöntemler deniyor, en son çare olarak bir Pedagoğa götürmeyi düşüyor. Fakat bazı zamanlar siz Psikologa veya Pedagoğa götürmeye karar verene kadar sorun iyice büyüyebiliyor, buda çözüme ulaşmayı güçleştiriyor.

Pek çok aile çocuğun temel eğitimi olan İlköğretim için büyük bütçeler ayırıyor ve harcıyor. Fakat asıl en temel gelişim olan 0-6 yaş dönemindeki gelişim ve eğitimleri için herhangi bir danışmanlık ya da eğitim alması gerektiğinin önemini kavrayamıyor. Aslına kişilik gelişiminin çok büyük bir kısmı okul öncesi dönem olan 0-6 yaş döneminde gerçekleşiyor. Bu dönemin önemini lütfen göz ardı etmeyelim. Aşağıda çocuğunuz için ne gibi durumlarda bir Pedagoğa danışmanız gerektiği sıralanmıştır.

1.Çocuğunuzun Gelişim Kontrolü:

Çocuğunuzu Pedagoğa götürmek için illaki bir davranış problemi, gelişimsel gerilik yada bir hastalık gözlemlemeniz gerekmez. Nasıl ki 0-6 yaş döneminde çocuğunuzun fiziksel gelişim kontrolü yahut bir gribal enfeksiyonu için götürüyorsanız çocuğunuzun bilişsel, zihinsel, psiko-motor, sosyal ve duygusal gelişimi içinde bir Pedagoğa gelişim testlerini yaptırmalısınız.

Gelişim testlerine Psikologun da onayını aldığınız takdirde ebeveyn olarak sizde katılabilir ve çocuğunuzun performansını izleyebilirsiniz. Bu değerlendirmeler sonucunda çocuğunuzun geriden takip eden alanlarını, bu alanları desteklemek için neler yapabileceğinizi, ne tür oyun ve oyuncakların daha işlevsel olacağını öğrenebilirsiniz. Bu değerlendirmeler size ve çocuğunuza neler kazandırır:

  • Sizin erken zamanda fark etmeninizin güç olduğu (örneğin dil gelişimi ve konuşma) gerilikleri bu testler sayesinde erkenden fark edebilir ve Pedagoğunuz tarafından size önerilen destekleyici egzersizlere ağırlık verirsiniz böylece sorun daha gündeme gelmeden çözülmüş olur
  • Çocuğunuzun zayıf ve güçlü yanlarını farkeder, olumlu eğilimlerini ve bunları geliştirme yollarını öğrenirsiniz.
  • Çocuğunuzla sağlıklı iletişim kurmayı öğrenirsiniz.
  • Farkında olmadan yaptığınız hataları görme ve bunları düzeltme olanağı bulursunuz.
  • Yaşına göre hengi oyun ve oyuncakları tercih etmeniz gerektiğini öğrenirsiniz.
  • Çocuğunuzun içinde bulunduğu yaş dönemine göre olan gelişim özelliklerini öğrenir ve buna hazırlıklı olursunuz. Tuvalet eğitimi, küçük çiş kontrolü ve kaka kontrolü dönemlerini bilir ve buna göre hazırlık yapabilirsiniz.
  • İleride ortaya çıkabilme potansiyeli bulunan uyum sorunları, davranış problemlerini hızla fark edebilir ve önlem alarak tedaviye başlayabilirsiniz.

2. Davranış ve uyum Sorunları, Engellilik, Hastalık Durumları:

Çocukluk döneminde ortaya çıkan Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, Otizm, Down Sendromu, Zeka Geriliği gibi anomalilerde mutlaka bir Pedagogtan yardım alınmalıdır. Ayrıca yine çocukluk çağında gözlemlenebilen dürtü kontrol bozukluları, çalma davranışı, saldırganlık, inatlaşma tuvalet eğitimi sorunları gibi durumlarda da bir Pedagoğa danışılmalıdır. Her zaman düşülen hata; ailelerin özellikle davranış problemlerinde çocukların sorun olarak gördükleri davranışlarını yok etmeye çalışmaktır. Burada asıl önemli olan ortaya çıkan sorunlu davranıştan ziyade bu davranışın neden çıktığıdır. Eğer nedenini anlayamazsak biz sorunlu davranışı ortadan kaldırdığımızı düşünsekte o davranış ileride kendiliğinden geri gelebilir yada farklı bir semptoma dönüşebilir. Sıklıkla karşılaşılan ve Pedagog ve Psikolog desteği gereken davranış problemleri aşağıda sıralanmıştır.

  • Parmak emme
  • Tırnak yeme
  • Öfke ve saldırganlık
  • Altını ıslatma
  • Dışkı kontrol problemi
  • Kekemelik
  • Yalan söyleme
  • Çalma
  • Kardeş kıskançlığı
  • Mastürbasyon yada diğer cinsel sorunlar
  • Yeme ve uyku problemleri
  • Aşırı inatlaşma
  • Fobiler
  • Kaygı ve korku problemleri

3. Aile ile ilgili sorunlar ve Yaşamsal Değişiklikler

Özellikle boşanma ya da ayrı yaşamaya başlama günümüzde ebeveynler arasında sık yaşanan bir durum. Bu gibi yaşamsal değişimlere çocuğun mutlaka hazırlanması gerekir. Bunun içinde bir uzman lazımdır. Aile bireylerinden birinin ölümü, ev ya da okul değiştirme, yeni bir kardeşin dünyaya gelmesi, annenin çocuktan ayrılarak işe başlaması, okula başlama, kreşe başlama gibi olaylar çocuklar için önemli ölçüde duygusal süreçlerdir. Bu değişimlerden önce bir Pedagoğa başvurarak çocuğunu bu değişime hazır olup olmadığı, hazır değilse bu durumuna uyum süreci ve anlatılma biçimi ile ilgili destek alınmalıdır. Özellikle ebeveyn boşanmalarında ve yeni kardeşin dünyaya gelmesi sürecinde kerdeş kıskançlığın önüne geçmek ve çocuk ile yeni doğanın olumlu iletişimine ortam hazırlamak açısından birkaç seans mutlaka gereklidir

pedagog   29 Temmuz 2008 04:11  

Sorunlarımızı bir arkadaşımızla paylaşmak yerine Bir Pedagog veya Psikoloğa danışmak arasındaki Farklar nelerdir?
Her insan gibi; zaman zaman zor günler geçirebiliriz ve bu dönemlerde bütün ihtiyacımız iyi bir arkadaşın bizi dinlemesi, anlaması ve yanımızda olup destek vermesi olabilir. Fakat sorunlarımız daha ciddi bir problemden kaynaklandığında arkadaşımızın bizi yargısızca dinleyebilmesi imkansız hale gelebilir. En iyi arkadaşımız bile bu sorunlar karşısında bizi neşelendirmeye yada aynı sorunu tekrar tekrar konuşmamızdan rahatsızlık duymaya başlayabilir. İşin aslı bazen içinde bulunduğumuz ruh halinde kalmamız, ve konuyu yeterince anlayana kadar tekrar tekrar konuşmamız son derece çok önemlidir.

Bir Pedagog veya Psikologtaki görüşmeniz size; duygu ve düşüncelerinizden dolayı yargılanmadan güvenli bir ortam içinde problemlerinizi incelemenize imkan yaratır. Bir Pedagog veya Psikolog; sizin veya çocuğunuzun bilinç altınızda yatan sorunlara inebilir ve yaşadığınız bu problemleri neden yaşadığınızı, nasıl değiştirebileceğinizi söyleyebilir ve aşmanız gereken süreçleri geçirmenize destek olabilir.
Oysa arkadaşlar bir probleminiz olduğunu unutmanızı ve geçici olarak kendinizi iyi hissetmenize yardım edebilir.

pedagog   24 Temmuz 2008 04:16  

Pedagog & Psikolog Tavsiye panosu rss kaynağı

Arkadaşları neler demiş?

Günlük Hayatta Midemizi 3 Öğün Besliyoruz Zekamızı Neden Beslemiyoruz ?vdiye sohbet ettiğim Liseli gençlere yaptığım bir sohbet
» Günlük Hayatta Midemizi 3 Öğün Besliyoruz Zekamızı Neden Beslemiyoruz ?vdiye sohbet ettiğim Liseli gençlere yaptığım bir sohbet
Pedagog.Doç.Dr.Ekrem ÇULFA tarafindan yazildi:
Bir gün bir kaç liseli gençle konuşurken "Günlük Hayatta Midemizi 3 Öğün Besliyoruz Zekamızı Neden Beslemiyoruz ? diye sohbet ettiğim Liseli gençlere yaptığım bir sohbette: Matematik, satranç, Sudoku ve okul derslerinin beynin gıdası olduğunu belirtmiş ruhun gıdası olan bazı konulara da değinmeden edememiştim. Bu gençlerden birisi Midemiz bayram ederken beynimiz nasıl bayram eder ve dayanıklı olur diye bir soru sordu. Araştırmalarım sonucu hem beyne hem mideye hitap eden sebze ve meyvelere götürdü beni sizlerle gecenin bu yarısında paylaşmaya başlıyorum:

1.“Odaklanma” için ceviz, fındık, fıstık gibi sinirleri kuvvetlendiren yiyeceklerin yenmesini önerdim.
2.Çilek ile içeriğindeki fisetin maddesi hafıza kaybının etkilerini azaltabilir, bunamayı bile geciktirebileceklerini söyledim.
3.Bitter çikolatanın Magnezyum ve antioksidan içeriğiyle beyne oksijen taşıyarak daha aktif çalışmasını sağladığından bahsettim. Yakındaki markette çükolata satışarı baya arttı. :-)
4.Patates: Kan şekerini dengeli olarak yükseltiyor bu sayede zeka daha verimli çalışıyor diye söyledikten hemen sonraki yemekte bol patetesli döner dürüm yediklerini gördüm.
5.Artık bu gençlerin sofrasından yoğurt eksik olmuyor. Neden mi ? Çünküsü burada....Yoğurt: İçinde bulunan tirozin isimli madde hafızayı güçlendirip, beyni uyarıyor.
6. ÖSS sınav heyecanı saran bu öğrenciler kola kutularını bir güzel basket attıktan sonra artık ne mi içiyorlar:Üzüm suyu: Dopamin salgılanmasını arttırarak problem çözme yeteneğini geliştiriyor.Eğer içmek zor geliyorsa çekirdeksiz siyah kuru üzüm ile yola devam.. Bir test sorusu bir kuru üzüm...
7.OKS ve SBS sınavına hazırlanan ilköğretim öğrencilerine ise fasülyedne şeyler tavsiye etmiştim liseliler bizden geçti mi dediler isterseniz eşeğinizi Niğdeye sürmeden yiyebilirsiniz dedim. İşte nedeni Fasulye: Lif ve protein bir arada özellikle çocuklarda zekayı açıyor.
8.Sıra Kırmızı bomba da:Kırmızı ve turuncu renkli sebzeler: Özellikle domates, havuç ve kırmızı biberde bulunan antioksidan beynin daha uzun süre sağlıklı kalmasını sağlıyor.
9. Bu arada aniden bir somon balığının homurtularını duyar gibi olduk bende isterem diye... Tamam gençlere Omega-3 e hücuuum dedim. Somon: Omega-3 yağları hem beyni koruyor hem hafızayı güçlendiriyor.
10. İşte KahvaltınınYeme de yanında horla...Hergün düzenli olarak kahvaltı yapan kişilerin diğerlerine oranla daha başarılı ve verimli oldukları biliniyor. Yoğun bir güne başlarken; peynir, süt, yumurta gibi protein içeren besinlerden oluşan bir kahvaltı, şekerli çay ve simitten oluşan bir kahvaltıya kıyasla daha iyi sonuç almayı sağlıyor.
11. Yaratıcılığın geliştirilmesi için zencefil yenmesini öneriyorum. Kimyonun da içerdiği uçucu yağların bütün sinir sistemini uyardığını söyleyen diyetisyenlere katılıyorum “Aniden bir fikre, bir buluşa ihtiyacı olan kimyon çayı içmelisiniz. Çay, bir fincana iki tatlı kaşığı dolusu kimyon eklenerek yapılabilir” önerisinde bulunuyorum. İsterseniz yapmayın...Benden söylemesi....Proje ödevleri şimdiden kimyonlanmaya başladı bile...
12.Ders çalışırken stres mi yaşıyorsunuz. Lahana, tiroit bezlerinin aktivitesini yavaşlattığı için daha stressiz öğrenmeyi sağlıyor. Siz isterseniz bu yazdıklarımı takmayarak bunalım takılabilirsiniz...
13. Bir inek-öküz çiftinin mö... diye sesi ile irkildiğimizde bakın neler oldu. Öğrencim problem çözemediğim zaman birileri bana öküz ya da trene bakar gibi... diyordu artık. Yaşasın İnekler Yaşasın Öküzler dedi. Neden mi ? Yağsız kırmızı et: Tam bir demir deposu, özellikle sağlıklı alyuvarlar için vazgeçilmez... Beyin gelişimi için büyük yarar sağlıyor.

Böylece bir gayet Teknik Psiko-Pedogo-Geyik Muhabbeti sona eriyordu...
7-24 PSIKOLOJIK-PEDAGOJIK DANIŞMANLIK, KİŞİSEL GELİŞİM ve EĞİTİM HİZMETLERİ
Rıhtım cad. Tayyareci Sami sok. Çamkök İşhanı No:8 KADIKÖY 05057675885-05333738123-02163476003

pedagog   28 Temmuz 2008 22:33  


 
tuttum işlemi gizlidir. karşı tarafın haberi olmaz. tuttuğunuz kişileri bir arada görebilir, yaptıklarını takip edebilirsiniz.

ETİKETLERİ